Hami Bakan - Yakalım Çaykarayı Şarkı Sözleri

 Hami Bakan - Yakalım Çaykarayı Şarkı Sözleri


Hayde gidelum hayde 

Çaykara deresine

Sevduğumun evleri 

Derenun neresine 


Nakarat 

Varalum evlerine

Kemençeyi çalalum 

Yakalum çaykarayi 

Sevduğumi alalum


Düştüm bir sevdaluğa 

Dar geldi bana dünya 

Alayim sevduğumi

Sarayım doya doya 


Nakarat

Varalum evlerine

Kemençeyi çalalum 

Yakalum çaykarayi 

Sevduğumi alalum



Akıl erduremedum 

Bu sevdaluk işine 

Kiz yap hazurluğuni 

Geleceğum peşune 


Nakarat 

Varalum evlerine

Kemençeyi çalalum 

Yakalum çaykarayi 

Sevduğumi alalum


Bazı şarkılar vardır; daha ilk dizede insanı bir yayla yoluna, dere kenarına, eski bir sevdaya götürür. Hami Bakan imzalı “Yakalım Çaykarayı” tam olarak o hissin içinde yaşayan bir şarkı. Gürültülü bir aşk anlatmıyor; aksine Karadeniz’in asi doğası kadar coşkulu ama içten bir sevdayı taşıyor.

“Hayde gidelum hayde / Çaykara deresine” sözleriyle başlayan hikâye aslında sadece bir kavuşma isteği değil. Bu şarkı analizi içinde en çok hissedilen şey, sevdiğine ulaşmak için dünyayı küçümseyen bir tutku. Karadeniz türkülerinde sık rastlanan o deli cesaret burada da var. Sevda öyle büyüyor ki “Dar geldi bana dünya” dediği anda mesele artık sadece aşk olmaktan çıkıyor. İnsan bazen sevdiği kişiyi düşünürken gerçekten bulunduğu yere sığamaz ya, şarkı tam o psikolojiyi taşıyor.

“Yakalum çaykarayi / Sevduğumi alalum” kısmı ilk duyulduğunda eğlenceli ve hareketli geliyor ama altındaki duygu oldukça yoğun. Burada yakılan şey gerçekten bir şehir değil; kurallar, mesafeler, engeller. Sevdiğine ulaşmak için göze alınan o çılgınlık hissi var. Bu yüzden şarkı, biraz da “sevdiği için dünyayı karşısına alan insanların türküsü” gibi duruyor.

Kemençenin çağrıldığı nakarat kısmı şarkının kırılma noktası. Çünkü Karadeniz kültüründe kemençe sadece müzik değil; duygunun sesi gibi çalışır. “Kemençeyi çalalum” derken aslında aşkını duyurma isteği de var. Gizli saklı değil, herkes duysun istiyor. Bu yüzden şarkının içinde bastırılmış bir duygu yerine taşan bir duygu hakim. Saklanan tek şey ise sevdanın çaresiz tarafı. Dışarıdan neşeli duran melodinin altında “ya kavuşamazsam” korkusu hafif hafif hissediliyor.

“Akıl erduremedum / Bu sevdaluk işine” cümlesi şarkının en insani yeri olabilir. Çünkü aşkı mantıkla açıklamaya çalışan herkes bir noktada aynı yere geliyor: açıklayamıyor. Şarkının dinleyiciyle bağ kurmasının nedeni de burada. Büyük sözler söylemeden, gündelik bir dil içinde çok gerçek bir duygu anlatıyor.

Duygu tarafında şarkının enerjisi yüksek olsa da altında yoğun bir özlem var. O yüzden hissiyat dengesi şöyle oluşuyor:

  • Melankoli: 6/10

  • Gece Hissi: 5/10

  • Kalp Kırıklığı: 3/10

  • Özgüven: 8/10

  • Yalnızlık Etkisi: 4/10

  • Tekrar Dinleme İsteği: 9/10

Özellikle tekrar dinleme hissi çok güçlü çünkü türkü ilerledikçe insan kendini o dere kenarında, horon halkasının içinde hayal etmeye başlıyor. Şarkının en güçlü tarafı da bu zaten: dinleyeni sadece dinleyici bırakmıyor, hikâyenin içine çekiyor.

Çaykara ruhunu taşıyan bu eser, modern aşk şarkılarındaki karmaşık cümlelere ihtiyaç duymadan sevmenin bazen ne kadar gözü kara olabileceğini hatırlatıyor.

Bazı türküler insanın kulağında değil, memleket özlemi gibi içinde kalıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Candemirtheater - Gel Dedim Geldin Şarkı Sözleri & Analizi

Melek Mosso - Gidenlerden Şarkı Sözleri

Mem ARARAT - Lorî Şarkı Sözleri